Safranbolu - Karabük Tarihi

Safranbolu’da Karadeniz’in batısından esen rüzgar safranla karışmış kokusunu getirir tarihin. Antik çağlardaki haliyle İyonyalı tarihçi ozan Homeros’un İlyada Destanı’na “Paflagonya”olarak geçmeyi başarmış. Sayısız uygarlığa yurt olmuş Anadolu’nun kuzey batısına doğru ilerledikçe insanı saran farklı havanın tam kalbinde duruyor Safranbolu.

19.Yüzyılın son dönemlerinde bugünkü ismine kavuşan Safranbolu,tarih buyunca çeşitli isimlerle anılmış. Bölgedeki yerleşime dair yazılı ilk belgeler Bizans dönemine dayanmakta. Çeşitli bulgulardan ve belgelerden elde edilen bilgiye göre Safranbolu Bizans döneminde Dadybra olarak anılmaktaymış. Selçuklular toprakları ele alınca Zalifre olarak değişen adı Türk beylikleri ve Osmanlı hakimiyetiyle Borglu ve Borlu halini almıştır.Belli bir dönem “ Zağfiran-ı Borlu”, “Zağfiranbolu” ve“Zafranbolu” olarak söylenen adı toprağında çok yetişen ve dünya üzerinde oldukça değerli bir baharat ve gıda boyası olarak tüketilen safran bitkisinden gelmektedir.

Bölge Türklerin eline geçene kadar buraya Hititler, Frigler, Lidyalılar,Persler, Pondlar, Romalılar hakim olmuş. 1196 yılında Selçuklu sultanı II. Kılıçarslan’ın oğlu Muhiddin Mesut Şah döneminde hakimiyet Türklük kazanmıştır. Daha sonra Çobanoğulları ve Candaroğulları ‘nın eline geçen topraklar 1423 tarihinde Osmanlı Kültürü ile bezenmeye adım atmış.

Osmanlı kültürü Safranbolu’ya ince ince işlenirken, ilçe ekonomik anlamda en parlak dönemlerini yaşamıştır. İstanbul – Sinop arasında gidip gelen kervanların uğramadan geçemedikleri bir konaklama durağı haline gelen konumuyla ticaretin canlılığını artırarak yerleşimi ikiye bölünmüştür. Yerleşim aynı kentte bir kışlık diğeri yazlık iki kesimde biçimlenmiştir. Kışlık evlerin bulunduğu çarşı; dericilik, demircilik, bakırcılık,yemenicilik gibi faaliyetlerle ticaretin yapıldığı yerdir. İş alanları Osmanlı’da “Lonca Çarşısı” adını verdikleri bugünkü adıyla “Yemeniciler Arastası”nda toplanmıştır.Yazlık evler ise, bağ ve bahçeler arasında sayfiye yeri konumunda bulunan Bağlar’dadır.

Hem bulunduğu bölgedeki hem de Anadolu genelindeki ticari önemini günümüze kadar koruyan Safranbolu, önceleri Bolu ve daha sonra Kastamonu Sancağı’na bağlı kazalardan meydana gelirken 1927 yılında Zonguldak iline bağlanmış. Sonraları Ulus, Eflani ve Karabük bucakları Safranbolu’dan ayrı ilçeler olmuşlar.Karabük’te demir-çelik endüstrisinin kurulmasıyla bu ilçe gelişip il olunca Safranbolu’da Karabük iline dâhil edilmiş.

Üzerine yerleşimin 3000 yıl öncesine dayandığı düşünülen bu yerin özellikle mimari dokusuyla artan kültürel önemi 1976 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından “Kentsel Sit Alanı” olarak koruma altına alınmasıyla vurgulanmıştır.

1994 yılında UNESCO tarafından istisnai ve evrensel kültürel varlıkları bakımından Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır. Koruma altındaki eser sayısı 1131’dir. Evleri mimari özellikleriyle oldukça büyük ilgi görüyor.

Anadolu’da farklı bir doku olarak canlılığını koruyan bu ilçe binlerce yıllık tarihi ile günümüze taşıdıklarını sunarken üzerinden gelip geçen uygarlıkları birçok ögeyle bizlere hatırlatıyor. Barındırdığı tarihi eserler; coğrafi konumun getirisiyle, sahip olduğu doğal güzellikleriyle renklenip canlanıyor. Zamana sinen safran kokusuyla burada tarihin etkisinde kalmamak mümkün değil.
Müze Kent Safranbolu

Batı Karadeniz Bölgesinde Karabük iline bağlı olan Safranbolu; birbirinden güzel ahşap evleri ve çevresindeki cami, han, hamam. Çeşme, türbe, lonca çarşıları gibi tarihi eserleri, günümüze değin “kent ölçeğinde korunmasıyla” ünlenmiş tarihi bir ilçedir.

İlçeye Ankara – İstanbul karayolunun Gerede kavşağından Karabük’e gelen 82km’lik asfalt yol üzerinden ulaşılmaktadır. Karabük’e 8km, Kastamonu’ya 105 km uzaklıktadır.

Anadolu’nun kuzeybatı kemsinde, Antik devirde tarihçi Homeros’un İlyada destanında Paplagonya olarak geçmektedir. Yörede sırası ile Hititler, Frigler, dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Helenistik Krallılar (Pondlar), Romalılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları, ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır.

Cinci Hanı ve Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa, İzzet Mehmet Paşa, Dağdelen, Hidayetullah ve Kaçak Camiileri, İnceakaya Su Kemeri, Eski Hükümet Konağı ve Saat Kulesi, tarihi çeşmeler ev Arastalar (Loncalar) devrin tanıklarından bazılarındandır.

Bu dönemde yöreden yetişen Kazasker Cinci Hoca, Sadrazam İzzet Metmet Paşa, Kaptan-ı Derya Salih Paşa Osmanlı Sarayı ile yakın ilişkilerin kurulmasını sağlamışlardır. Ünlü Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa da bir dönem Safranbolu’da ikamete tabi tutulmuştur. Özellikle Cinci Han’ın yapılması ile İpek Ticaret Yolu’nun Safranbolu’dan geçmesi yörenin ticaret, üretim, geleneksel el sanatları bakımından ekonomisini geliştirmiş, sosyal hayatını zenginleştirmiştir.

Bu gelişim Safranbolu’nun yerleşimini aynı kentte biri kışlık diğeri yazlık olarak iki kesimde biçimlendirmiştir. Kışlık evlerin bulunduğu ve iki derenin oluşturduğu vadi, diğer bir tanımla çarşı; dericilik, yemenicilik, demircilik, bakırcılık, semercilik, saraçlık, nalbantlık, keçecilik ve kereste ticaretinin yapıldığı kesimdir. İş alanları “ Lonca” düzeni şeklinde ayrı sokaklar üzerinde yerleşmiştir. Yazlık evler ise bağ ve bahçeler arasında sayfiye yeri konumundaki Bağlar’dadır. İki bölge arası yaklaşık 4km uzaklıkta ve rakım farkı 350 metredir.

1976 yılında “Kentsel Sit” olarak koruma altına alınan Safranbolu; 1994 yılında UNESCO tarafından istisnai ve evrensel kültürel varlıkları bakımından Dünya Miras Listesine alınmıştır. Koruma altına alınmış yaklaşık eser sayısı 1500’dür.

90’lı yılların başından bu yana küçük ve orta ölçekli turistik tesislerin oluşumu ile turizm ilçe ekonomisindeki yerini hissettirmeye başlamış, terk edilen konaklar, otel, lokanta gibi işlevlerle yaşama dönüştürülmüş, bozulan Arnavut kaldırımları yeniden yapılmış, anıtsal eserler restore edilmeye başlanmış, kaybolmak üzere olan el sanatları turistik amaçla yeniden canlılık kazanmıştır.

Safranbolu’da her yıl Eylül ayında Uluslar arası Altın Safran Belgesel Film Festivali kutlanmaktadır.

Kaymakamlar Gezi Evi

19. ve 20. yy Türk Toplumunun geçmişini, kültürünü, yaşama biçimini ve teknolojisini yansıtan Safranbolu Evleri arasında önemli bir örnektir. 19.yy başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Sahibi Safranbolu kışlası kumandanı Hacı Mehmet Efendi’dir. Hacı Mehmet Efendi’ye Yarbay karşılığı olan Kaim-Makam” denilmesi nedeniyle ailesi; dolayısıyla evleri de halk arasında bu isimle anılmaktadır.

Kentsel dokusunu ve tüm mimari özelliklerini günümüze dek koruyabilmiş, ilçemizde T.C. Kültür Bakanlığı’nın Safranbolu’nun korunması ve sağlıklaştırılması projesi çerçevesinde 1979 yılında kamulaştırıp restorasyonunu tamamladığı Kaymakamlar Evi; 16.12.1981 tarihinde Eğitim Merkezi olarak hizmete açılmıştır. Safranbolu Çarşı’sı içinde Hıdırlık Yokuşu Sokağı üzerinde bulunan yapı; kitle plan ve cephe olarak özgün bir Türk Evi niteliğindedir.

Ergün 09.00 – 18.00 saatleri arsında ziyarete açıktır.

Köprülü Mehmet Paşa Camii

Köprülü Mehmet Paşa sadrazam olmadan önce bir dönem Safranbolu’da, kamete tabi tutulmuş, sonrasında kendi adıyla bir cami yaptırmış ve bu cami 1661 yılında ibadete açılmıştır. Safranbolu’nun en görkemli ve en büyük camisi olup, kubbesi miğfer şeklindedir. İç süslemeleri ve mimarisi dikkat çekicidir. Avlusunda muvakkithane, şadırvan ve güneş saati vardır.

İzzet Mehmet Paşa Camii

Sadrazam İzzet Mehmet Paşa’nın 1796 yılında yaptırdığı cami, zarif mimarisi, çinko kaplı kubbesi ve iç süslemeleri ile küçük Nuruosmaniye Camii de denebilir. Avlusu, minaresi ve altından geçen Akçasu Deresinin üstüne kemerler ile oturtulmuştur.

Kazdağlıoğlu Camii

Tarihi çarşı girişinde bulunan camii, çok köşeli ve kiremit örtülü kubbesi ile dikkat çeker. Yapım tarihi 1779 yılı olup, çevresindeki meydana ismini vermiştir.

Kaçak Camii

Çarşının Akçasu Mahallesindedir. Kemerler ile Akçasu Deresi üzerine inşa edilmiş olan caminin yapım tarihi 1880’dir.

Ulu Camii (Ayastefenos Kilisesi)

Rumlardan kalan ve 1872 yılında yapılmış eski bir kilisedir. Çevresinde Skalion (Rum Mektebi - 1863) bulunmaktadır. 1956 yılından itibaren cami olarak kullanılmaktadır.

Kent Tarihi Müzesi (Eski Hükümet Konağı)

Bulunduğu yer, Safranbolu’da Kale olarak bilinmektedir. 1904 yılında Kastamonu Valisi Enis Paşa tarafından yaptırılan, iki katlı görkemli bir taş yapıdır. 1976 yılında yanmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığınca restorasyonu yaptırılmış olan bina 2007 yılından itibaren Safranbolu Kaymakamlığımız bünyesinde “Kent Tarihi Müzesi” olarak yerli ve yabancı ziyaretçilerin hizmetindedir.

Müze Pazartesi günleri kapalı, diğer günler 09.00 -18.00 saatleri arasında ziyarete açıktır.

Saat Kulesi

Kale Üzerinde bulunan saat kulesi, Padişah III. Selim’in Safranbolulu olan Sadrazamı İzzet Mehmet Paşa tarafından 1797 yılında yaptırılmıştır. Kare planlıdır, saat zembereksizdir. Saat kulesi 1990’lı yıllarda restore edilmiş olup günümüzde Kent Tarihi Müzesi bünyesinde gezilebilmektedir.

Anadolu Saat Kuleleri Minyatürleri

Osmanlı döneminin kültürel izlerini taşıyan, özellikle 1901 yılında 2. Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. Yıl dönümü şerefiyle Anadolu’nun dört bir yanına yapılması talimatı verilen saat kulelerinin minyatürleri, Safranbolu’da yer alan Tarihi Saat kulesi ve Kent Tarihi Müzesi çevresinde bulunan alanda sergilenmektedir. UNESCO’NUN Dünya Kültür Mirası Listesi’nde olup, en iyi korunan 20 kentten biri olan ve her yıl binlerce yerli yabancı turiste ev sahipliği yapan Safranbolu’da, Saat Kulesi yanındaki 1 dönümlük alanda hayata geçirilen açık hava müzesinde, Balıkesir’den Erzurum’a kadar 14 ve Bosna Hersek’ten bir saat kulesinden oluşan 15 minyatür saat kulesi yer almaktadır.

Tarihi Cezaevi

Kale üzerinde bulunan Tarihi Cezaevi Binası, Sultan 2. Abdülhamit tarafından 1906 yılında yaptırılmıştır. Restorasyonu tamamlanan yapı günümüzde kafeterya ve Restaurant olarak hizmet vermektedir.

Güneş Saati

Köprülü Mehmet Paşa avlusundaki bu saat basit tip yatay güneş saatleri sınıfına girmektedir. Sabah 06.40 ve akşam 17.20 saatleri arasındaki zamanı üzerindeki metal plakanın gölgesine göre gösterir. 19. Yy ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Yemeniciler Arastası

Köprülü Mehmet Paşa Camisine bitişik 48 ahşap dükkandan oluşan ve “Yemeni” denilen ayakkabının eski Lonca Çarşısıdır. Restore edilen çarşı turistik amaçlı kullanılmaktadır.

Demirciler Çarşısı

İzzet Mehmet Paşa Camisi altından geçen Akçasu deresinin iki yakasına kurulan çarşı sıcak, soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği yaşayan tek lonca çarşısıdır. Bakırcı be kalaycı esnafları da bu çarşı içerisinde çalışmaktadır.

Cinci Hanı

Sultan İbrahim’in döneminde Cinci Hoca lakaplı Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kesin yapım tarihi bilinmemesine rağmen 1640 -1648 tarihleri arasında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Kesme ve moloz taştan yapılmış han, iki kattan oluşmaktadır. Ortadaki avluya açılan iki katlı revakların gerisine odalar, güney batısına ise avludan geçilen ahır bölümü yerleştirilmiştir. Avlunun ortasında bulunan havuz genel görünümünü bugün de korumaktadır. Restore edilerek konaklama tesisi ve Restaurant olarak hizmet vermekte olan iki katlı 62 odalı Cinci Hanı’nın giriş kapısı, kilit ve anahtarı; Türk demiş işçiliğinin ilginç örneklerindendir.

Cinci Hamamı

Cinci Hanı’nın yapım tarihleriyle aynı dönemde inşa edildiği bilinmektedir. Cinci Hoca Lakaplı Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Hamam kadınlar ve erkekler olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Çarşının içinden girişi bulunan hamamın iki bölümünün sıcaklık kısımlarını birer kubbe örtmektedir. Türk Hamam geleneği özelliklerine sahip bir hamamdır. Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde olan hamam işletmesi için kiraya verilmiştir. Hamamın kadınlar ve erkekler bölümü her gün saat 22.00’a kadar hizmete açıktır.

Hıdırlık Tepesi

Türklerin Safranbolu’ya geldikleri vakit konuşlandığı yerdir ve açık namazgah şeklindedir. Yağmur duası ile Hıdırellez kutlamaları burada yapılır. Üzerinde Köstendil Kaymakamı Hasan Paşa’nın Türbesi (1845), namazgah, Hızır (Hıdır) Paşa’nın makamı / Mezarı ve Dr. Ali Yaver Ataman’ın anıt mezarı bulunmaktadır. Tepeye iki noktadan giriş ve çıkış vardır.

Yörük Köyü

Safranbolu’ya 11km uzaklığındaki Yörük Köyü’ne Kastamonu karayolu üzerinden gidilmektedir. Kültür Bakanlığı tarafından 1997 yılında gerçek bir Türk-Türkmen köyü oluşu ve tarihi yapılarının görkemi nedeniyle koruma altına alınmıştır. Bu köye Safranbolu’nun küçük bir minyatürü de denilmektedir. 93 adet tescilli eser barındıran Yörük Köyü; camileri, çamaşırhanesi ve görkemli tarihi konakları ile ilçe turizmine önemli hareket ve çeşitlilik getirmektedir. Sipahioğlu Konağı ve Çamaşırhane binası geziye açıktır.

Bulak Mencilis Mağarası

Dünya Mağaracılık literatürüne giren mağaralardandır. Bulak mağarası ilçe merkezine 8.5 km uzaklıktadır. Aktif ve fosil bölümlerden oluşan mağaraya iki giriş bulunmaktadır. İlk giriş su çıkışının olduğu ağızdan yapılmaktadır. İkinci giriş ise aktif çıkış ağzının arkasında yer alan tepenin solunda fosil ağızdan yapılmaktadır. Bütün kollarıyla 6.5km uzunluğunda olan mağaranın 380 metresi gezilebilmektedir. Mağaraya 150 basamak merdiven ile çıkılmaktadır.

İncekaya Su Kemeri

Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından Tokatlı Kanyonu üzerine yaptırılan bu eser ilçe merkezine 7.5 km uzaklıktadır. 116 metre uzunluğunda, 6 kemerli ve 110-220 cm genişliklerinde görkemli bir yapıdır. Su kaynağından ilçeye su getirmek amacıyla yaptırılmıştır.

Kristal Teras

Safranbolu turizmine çeşitlilik getirmek amacıyla Tokatlı Kanyonu üzerinde yerden 80 metre yükseklikte ve 11 metre genişliğinde yapılan kristal Teras (Cam seyir terası) 75 ton ağırlığı taşıyabiliyor. Her biri 750 kilogram taşıyabilecek kapasiteye sahip gözenekler, 3 santimetre kalınlığında 3 parça camdan oluşuyor. Yaklaşık 400 kişiyi taşıma kapasitesine sahip olan ve 100 metrekareden oluşan terasta bir seferde sadece 30 kişi bulunabilmekte ve eşsiz Tokatlı Kanyonu manzarasını bizlere sunmaktadır.

Safran

İlçeye adını veren Safran, rengi kokusu ve ekonomik değeri ile ünlenen, kendi ağırlığının 100 bin katı oranında bir sıvıyı sarıya boyayabilen Safran bitkisinin botanik ismi “Crocussativa”dır. İlçede birkaç köyde yetiştirilebilen safran birçok çiçek gibi ilkbaharda değil sonbaharın son aylarında Ekim ve Kasım aylarında çiçek açıp ürün vermektedir. Gıda, ilaç ve kozmetik sanayide kullanılmaktadır.

Yapmadan Dönemeyin!

Kaleden Ve Hıdırlık Tepesinden şehri kuşbakışı izlemeden, Kent Tarihi Müzesi ve Anadolu Saat Kuleleri Minyatürleri Parkını görmeden,

Kaymakamlar Gezi Evini ziyaret etmeden

Tarihi Safranbolu Evleri’nde konaklamadan

Tarihi Loncalar Yemeniciler ve Demirciler Arastalarını görmeden

Havuzlu bir konakta kahve molası vermeden

Müze Köy Yörük, İncekaya Su Kemeri, Tokatlı Kanyonu ile Kristal Teras, Şelale ve Bulak Mencilis Mağarasını keşfetmeden

Mikrolayt uçuşla Safranbolu ve çevre turu yapmadan, Mini araçlara elektronik rehber eşliğinde Tarihi Safranbolu turu yapmadan

Dünyaca ünlü Safranbolu lokumu, kuyu kebabı, safranlı zerde, Safranbolu bükmesi ve Safranbolu Baklavasından tatmadan, Safranbolu’dan ayrılmayın!

Karabük,1939’da Karabük Demir Çelik Fabrikası hizmete girene kadar Safranbolu’ya bağlı küçük bir yerleşim yerdir. Fabrikaların çalışmaya başlaması ile önemli bir nüfus patlaması yaşanmış ve kısa sürede Zonguldak’a bağlı bir belediye haline gelmiştir.1995’de il statüsü kazanan Karabük, Çankırı’dan; Ovacık ve Eskipazar ilçeleri ile Zonguldak’tan; Eflani; Safranbolu ve Yenice ilçelerinin birleştirilmesiyle Türkiye’nin 78. İli olmuştur.

Karabük bir Cumhuriyet Dönemi şehridir. Atatürk tarafından kurulan Karabük Demir Çelik İşletmeleri Türkiye’nin sanayideki yüz akıdır. Yüksek teknoloji ile üretilen demir çelik ürünlerinin yanı sıra, ülkemizde kullanılan hızlı tren rayları da burada yapılmaktadır.

Karabük doğal güzellikleri ile turizmin gözdesidir. Merkeze bağlı Bulak Köyü’nde bulunan Mencilis Mağarası önemli bir gezi noktasıdır.Uzunluğu 6.500 metreyi bulan mağaranın 2.500 metresi haritalanmıştır. Bugün sadece 380 metrelik kısmı ziyarete açıktır. Mağara, hidrolik olarak hale aktif haldedir. Yer altı nehirleri, göletler, şelaleler, sarkıt ve dikitleri ile her yıl yüzlerce insan tarafından ziyaret edilmektedir.

Karabük Sorkun Yaylası yaklaşık 1.650 metre yükseklikte önemli bir mesire yeridir. Özellikle bahar ve yaz aylarında tam bir tabiat harikasına dönüşen yaylada, doğanın tüm renklerini birlikte görmek mümkündür. Diğer yandan yine 1.670 metre yükseklikte yer alan Dede Yaylası ve burada bulunan Bahattin Gazi Türbesi önemli bir ziyaret yeridir. Dede Yaylası’nda her yıl temmuz ayının sonlarına doğru yapılan şenlikler bölge insanı tarafından çok önemsenmektedir.

Karabük önemli bir üniversite şehridir. Büyük şehirlere yakınlığı,güvenilir ortamı ve çok kısa bir sürede hızla gelişen üniversiteyle bilimde de iddialıdır.

Karabük/ Eflani

Eflani,bölgenin en eski yerleşim birimlerindendir. Tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Eflani, en son 1423’de Osmanlı egemenliğine girmiş ve günümüzde kadar bir Türk şehri olarak gelmiştir.

Eşsiz doğal güzellikleri ile dikkat çeken Eflani, sular şehridir. Çok sayıdaki göl ve göletlerden her biri sizi başka dünyalara alıp götüren harika manzaralarla çevrilidir. Eflani doğallığında ailece hoşça vakit geçirilebilecek birçok mesire yeri ve su kenarı mevcuttur. Bunun yanında bölgeye dağınık halde yayılmış kaya mezarları, tarihi kalıntılar, mağara ve tünellerle diğer tarihi yapı ve köprülere ve rastlamak mümkündür. Özellikle demirli köyü, İsmail Bey Camii, Akçakese Eski Camii, ilçe merkezinde Taşhan, tabaklar Köprüsü ve diğer tarihi konak ve çeşmeler görülebilir.

Ayrıca Eflani’ye özgü turistik çember bezi dokumaları ve bunlardan yapılan hediyeliklerle sevdiklerinizi mutlu edebilirsiniz.

Karabük/ Eskipazar

Eskipazar bölgenin en tarihi ilçesidir. İlk çağlardan bu yana önemli bir yerleşim merkezi olan Hadrianapolis antik kenti Eskipazar’dadır.

Emir Karatekin komutasındaki Selçuklu orduları tarafından fethedilen Hadrianapolis’in adı, (Birçok kez tahribata uğradığı için)“Viranşehir” olarak değiştirilmiştir. Daha sonraları birkaç kez daha el değiştiren şehir, son sahibi Candaroğulları Beyliği’nin Osmanlı’ya katılması ile yeni bir kimliğe kavuşmuştur.

İlçeye Eskipazar ismi 1908 yılından itibaren verilmiştir. İlçe merkezine 3km uzaklıktaki Hadrianapolis antik kentinde kazılar devam etmektedir. Roma dönemine ait çok sayıda mozaik ve eserin bulunduğu antik kentin tamamen ortaya çıkması için çalışmalar sürmektedir.

Eskipazar,doğal güzellikleri ile de iddialı bir merkezdir. Özellikle BelenYaylası doğa yürüyüşü için elverişlidir. Kuyucak Yaylası Kabaarmut Yaylası ve Eyriova Yaylası-Adiller Göleti her geçen gün daha çok insan tarafından ziyaret edilmektedir. Akkaya Termal Kaynağı çevre yoluna yakınlığı ve bol rezerviyle gelecek için umut vermektedir. Eskipazar daha birçok mesire yeri ve doğal zenginlikleri ile bölge turizminin önemli potansiyellerinden biridir.

Eski pazar ilçemiz zengin taş ocakları ile de dikkati çekmektedir. Anıtkabir ve TBMM’nin inşasında yoğun olarak buranın taşları kullanılmıştır.

Karabük / Ovacık

Bölgenin en mütevazı ilçesi olan Ovacık, tabiat harikası bir yerleşim merkezidir. Zengin ormanlarla çevrili ilçede tam bir sükunet havası hakimdir. Ovacık’ın tarihi M.Ö. 3 binli yıllara kadar dayanmaktadır. Tarih öncesi uygarlıkların uğrak yerlerinden biri olan bölge, en son olarak Romalılardan Bizans’a kalmış,Bizanslılardan da Selçuklulara ve Osmanlılara geçmiştir.

Pürçükören Köyü Karakoyunlu Mahallesinin güney batısında dört odalı Karain Kaya mezarı ve eski dönem yerleşim kalıntıları bulunmaktadır. Bunun yanında Akçapınar Mahallesinde 9 odalı mağara ve kaya mezarı ile çevre köylerde benzer kaya mezarı ev mağaralar mevcuttur.

Ovacık köylerinde ahşap işçiliği ile dikkati çeken sanat değeri yüksek camileri de görmek mümkündür.

Ovacık Boduroğlu Yaylası doğa yürüyüşleri için önemli bir kamp ve mesire alanıdır. Her yıl Temmuz ayının ikinici haftasında Boduroğlu Yayla Şenlikleri Düzenlemektedir. Ganibey Yaylası, Çay Yaylaları da görülmeye değer mesire yerleridir.

Karabük / Yenice

Şeker Kanyonu her yıl yüzlerce doğa severin uğrak yerlerinden birisidir. Şeker Deresinden başlayan kanyon, orta zorlukta 4.500 metrelik bir parkurdan oluşmaktadır.

Av turizmi, kuş gözlemciliği, yayla turizmi ve mağara kaşifleri için Yenice, bulunmaz bir yerdir.

Tarihi güzellik arayanlar için Yenice'deki Yirmibeşoğlu Cuma Camii, Osmanlı Dönemi ahşap mimarimizin en seçkin örneklerinden birini oluşturmaktadır.

Doğa harikası Yenice'deki Yirmibeşoğlu Cuma Camii, Osmanlı Dönemi ahşap mimarimizin en seçkin örneklerinden birini oluşturmaktadır.

Doğa harikası Yenice, her mevsim bir başka güzeldir.Özellikle ilkbahar ve sonbaharda tabiatın tüm renklerinin seyrena çıktığı Yenice, biyolojik çeşitlilik bakımından ülkemizin en önde gelen ilçelerindendir. Bu haliyle Yenice ormanları bir tabiat müzesini andırmaktadır.

Yenice'ye yolunuz düşerse her bireyi ince bir emek ürünü olan sanat eseri bastonlardan edinmeyi de unutmayın.

Sosyal Medyada Paylaş!